Dünya Gözüyle Bakmak Ne Demek? Bir Genç Yetişkinin Hikâyesi
Başlangıçta Bir Yalnızlık
Kayseri’de, 25 yaşında bir genç yetişkinim. Bol bol yazan, düşüncelerini kağıda döken biri. Günlük tutmak benim için sadece bir alışkanlık değil, aynı zamanda ruhsal bir terapidir. Birçok insan duygularını içinden atmayı tercih ederken, ben bazen her şeyi yazıya dökmeyi bir nefes alışı gibi hissediyorum. Yazı, sesini duyuramayan düşüncelerimin tek aracı oluyor. Her ne kadar dışarıdan bakıldığında hayatım bir düzene sahipmiş gibi görünse de içimde kırık dökük bir dünya var.
Bir akşam, Kayseri’nin tipik soğuk akşamlarından birinde, evde tek başımayken pencereye oturdum. Hava kararmıştı, dışarıda bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum. İnsanlar, yoğun iş tempolarından sıyrılmış ve rahat bir şekilde evlerine gitmişlerdi. Ama ben… ben hâlâ dışarıda bir şeylerin peşindeydim. O gün uzun zamandır düşündüğüm bir soruyu sormak istiyordum kendime: Dünya gözüyle bakmak ne demek?
Bunu sormamın sebebi, yaşamı hep başkalarının gözünden görmek, onların hislerini kendi duygularıma tercüme etmeye çalışmaktı. Oysa belki de kendi gözümle bakmam gerekiyordu. Bunu, kendi içimde bulamadığım bir şeyi keşfetme çabası olarak düşündüm. Belki de dünya, gerçekten bakıldığında farklı bir yerdir; her anını kendi gözlerimle görmem gerekir. Ama ne zaman, nasıl?
Hayal Kırıklığının İçinden Bir Adım
O an, eski bir arkadaşımla buluşmaya karar verdim. Aslında bu karar da, o kaybolan hissi yeniden bulma çabamdı. Herkesin bildiği, Kayseri’nin merkezindeki o popüler kafenin kapısından içeri girdiğimde, bir gariplik vardı. Arkadaşım, eskiden hayatımda büyük bir yer tutan, sonradan kaybolmuş bir insandı. Sohbet ettiğimizde, geçmişteki gibi değildik. Aramızdaki o güçlü bağ yoktu. Söylediği her şey, bana yabancı geliyordu. Kendimi bir yabancı gibi hissettim.
O an ne düşündüm biliyor musunuz? Belki de dünya gerçekten gözlerimizle görülecek kadar net bir yer değilmiş. Yaşadığımız her şeyin altına bir anlam koymaya çalışırken, duygularımızı yitirebiliyoruz. Zaman içinde, her anın ne kadar kıymetli olduğunu, her yüzün, her bakışın ne kadar özel olduğunu anlamıyordum. O gün bir kez daha fark ettim ki; bazen, birinin dünyayı gözleriyle gördüğünü iddia etmek, aslında sadece o anı sahiplenmektir.
Bir Anlık Umut: Gerçekten Ne Görmeliyim?
Bir sonraki gün, kış güneşi biraz daha yavaşça parlamaya başladı. Şehirdeki sokaklarda yürürken, üzerimde bir ağırlık vardı. Ama bu sefer, içinde bir umut barındıran bir ağırlıktı. O sabah, kaybolan duyguları tekrar geri getirmek istiyordum. Gerçekten, dünyanın her şeyine bir daha gözlerimle bakabilir miydim? Ya da belki de dünya gözlerimle görülecek kadar net değildi.
Kayseri’nin o sakin sokaklarında yürürken, her köşe başında, her dükkânın vitriniyle, her yanımda bir dünya vardı. O an, her şey bana daha gerçek, daha yakın, daha değerli gibi geldi. Havanın serinliği yüzümü okşarken, sokakların sessizliği bana sanki bir şeyleri hatırlatıyordu. Belki de dünyayı görmek, hayatın içinde kaybolmuş olmanın anlamını bulmakla ilgiliydi. O an, Kayseri’nin içindeki her taşın, her duvarın, her ağacın bana anlatacağı bir hikâye olduğunu fark ettim.
Belki de “dünya gözüyle bakmak”, yalnızca dış dünyayı görmek değil, kendi içimizdeki anlamı bulmaktı. Belki de, hayatın gerçekte sunduğu şeyleri görmek, duygularımızın aslında ne kadar derin olduğunu anlamakla ilgiliydi. O anda, yaşadığım hayal kırıklığı ve kaybolan anılar bir kenara, bir şeylerin daha anlamlı olmaya başladığını hissettim. Dünya, bana gözlerimle bakmak için çağrıda bulunuyordu.
Bir Gece Daha, Bir Gün Daha
Ertesi gece, yıldızlar parlıyordu ve Kayseri’nin üstündeki karanlık, derin bir sessizliğe bürünmüştü. O an, bir daha dünya gözüyle bakmak için ne kadar beklemem gerektiğini düşündüm. Her şey, tek bir bakışla değişebilecek kadar yakınken, bazen daha fazlasını görmek için daha fazla zamana ihtiyaç olmadığını fark ettim. Hayatın ne kadar değerli olduğu, her anın içinde keşfedilecek bir şeyler olduğu, gözlerimin aslında daha fazla anlam taşıdığı… Bunlar, o gece içinde kaybolduğum düşüncelerdi.
Ve bir gün, bir bakışla tüm anlamı keşfedecekmişim gibi, içimde bir umut oluştu. Hayal kırıklıkları, üzüntüler, kaybolan arkadaşlıklar ve geçiştirdiğim anlar geride kaldı. O an, dünya sadece gözlerimle değil, ruhumla da gözlemlenebilecek kadar değerliydi. Her şey, yeni bir bakış açısıyla şekillenmeye başlamıştı.
Dünya gözüyle bakmak demek, her şeyin yeniden değerlendirildiği, her şeyin daha derin ve daha anlamlı olduğu bir bakış açısına sahip olmak demekti. Ve o gece, o an, ben de dünya gözüyle bakmaya başladım.